Sulfur
By James Tyler Kent — Homeopatik Materia Medika Üzerine Dersler
Sulphur öylesine kapsamlı bir ilaçtır ki, nereden başlanacağını söylemek biraz güçtür.
İnsanın bütün hastalıklarına benzer bir tabloyu içinde taşıyor gibidir; Sulphur patogenezini ilk kez okuyan biri, bütün hastalıkların imgesi bunun içinde varmış gibi göründüğünden, doğal olarak başka hiçbir ilaca ihtiyaç duymayacağını düşünebilir.
Bununla birlikte, insanın bütün hastalıklarını iyileştirmez; ve herhangi bir başka ilaçta olduğu gibi, bunu da gelişigüzel kullanmak doğru değildir. Görünüşe bakılırsa bir hekim Materia Medica’yı ne kadar az bilirse Sulphur’u o kadar sık verir; yine de iyi reçete yazan hekimler bile onu çok sık kullanırlar; öyle ki hekimlerin cehaleti ile bilgisi arasındaki çizgi, onların Sulphur’u hangi sıklıkla reçete ettiklerinden çıkarılamaz.
Görünüş: Sulphur hastası, öne eğik omuzlu, zayıf, uzun, aç, dispeptik bir tiptir; yine de birçok kez şişman, yuvarlak yapılı, iyi beslenmiş insanlara da verilmesi gerekir.
Bununla birlikte köşeli yapılı, zayıf, düşük omuzlu hasta tipik olandır; özellikle de uzun süren hazımsızlık, kötü asimilasyon ve zayıf beslenme yüzünden bu hale gelmişse. Sulphur durumu bazen uzun süre kapalı yerde yaşamak ve diyeti mideye göre uyarlamakla ortaya çıkar.
Hareketsiz yaşayan, odalarına kapanıp çalışan, tefekküre dalan, felsefi araştırmalar yapan ve egzersiz yapmayan kimseler, kısa sürede yalnızca en basit yiyecekleri yemeleri gerektiğini fark ederler; bunlar bedeni beslemeye yetmez ve sonunda felsefi bir mani durumuna sürüklenirler.
Bir de yüzde Sulphur görünümü gördüğümüz başka bir hasta sınıfı vardır; kirli, buruşuk, yüzü kızarık insanlar. Deri atmosferden kolayca etkileniyor gibidir. Açık havada araçla giderken, hem çok soğukta hem de nemli havada yüzü kızarır.
Hassas, ince bir derisi vardır; en ufak durumda kızarır; ne kadar yıkarsa yıkasın hep kızarık ve kirli görünümlüdür. Eğer çocuksa anne yüzünü sık sık yıkayabilir, ama yine de sanki gelişigüzel yıkanmış gibi görünür.
Hering, Sulphur hastasını “paçavralı filozof” diye adlandırmıştır.
Sulphur bilgini, mucidi, eski püskü giysiler ve ezilmiş bir şapkayla gece gündüz çalışır; saçları uzun ve kesilmemiştir, yüzü kirlidir; çalışma odası temiz değildir, dağınıktır; kitaplar ve kitap yaprakları rastgele yığılmıştır; düzen yoktur. Görünüşe göre Sulphur, bu düzensizlik halini, derli toplu olmayış halini, temiz olmayış halini, işlerin nasıl gittiğini umursamama halini ve bencillik halini üretir.
Sahte bir filozof olur ve bu durumda ilerledikçe dünya kendisini yeryüzündeki en büyük adam saymadığı için daha da çok hayal kırıklığına uğrar. Yaşlı mucitler çalışır çalışır ve başarısız olur.
Bu tür olgularda ortaya çıkan yakınmalar, akut olanlar bile, Sulphur’a yönelir. Böyle bir hastayı ele aldığınızda, haftalardır giydiği bir gömleği üzerinde fark edersiniz; eğer onunla ilgilenecek bir karısı yoksa, gömlek üstünden düşene kadar onu giymeyi sürdürürdü.
Temizlik, Sulphur hastası için büyük bir fikir değildir; gerekli olmadığını düşünür. Kirlidir; temiz yaka, temiz manşet, temiz gömlek giymenin gereğini görmez; bu onu rahatsız etmez. Sulphur, temiz insanlarda nadiren endikedir; fakat temiz olmayıştan rahatsız olmayanlarda sıkça endikedir.
Koku: Poliklinikte çalışırken defalarca şunu gözlemledim: Sulphur’dan sonra bir kişi kendisine dikkat etmeye başlar ve temiz gömlek giyer; oysa daha önce hep aynı eski gömlekle gelirdi. Ve özellikle küçük Sulphur hastalarının giysilerini ne kadar çabuk kirletebildikleri şaşırtıcıdır.
Çocuklarda kirli olmaya yönelik son derece şaşırtıcı bir eğilim vardır. Anneler, eğer çocuk Sulphur hastasıysa, küçüklerin yaptıkları iğrenç şeylerden söz ederler. Çocuk, burundan, gözlerden ve başka yerlerden gelen nezlevi akıntılara yatkındır ve çoğu zaman burnundan gelen akıntıyı yer. Bu tuhaftır; çünkü kötü kokular, Sulphur hastasının tiksindiği şeylerdir. Pis kokulara aşırı duyarlıdır, ama pis maddeleri yine de yiyip yutabilir. Kendi bedeninin ve kendi nefesinin kokusundan bile bulantı duyar.
Dışkının kokusu o kadar kötüdür ki, bütün gün peşinden geliyormuş gibi hisseder. Kokusunu aldığını düşünür. Kokulara duyarlılığı nedeniyle bağırsakları konusunda her şeyden daha temizdir. Bu abartılmış bir koku alma duyusudur. Sürekli kötü kokular hayal eder ve onların peşine düşer. Genellikle öylesine güçlü bir hayal gücü vardır ki, yalnızca belleğinde bulunan şeylerin kokusunu bile alır.
Sulphur hastası baştan aşağı kirlilik içindedir. Pis kokuların kurbanıdır. Nefesi pistir; dışkısı son derece fena kokuludur; cinsel organları kirli kokar, giysilerine rağmen odada duyulur ve kendisi de bunların kokusunu alır. Akıntılar her zaman az ya da çok fötiddir; güçlü, kötü kokuları vardır. Sürekli yıkanmaya rağmen koltuk altlarından keskin bir koku yayılır ve bazen bütün beden koltuk altından gelen kokuya benzer bir koku salar.
Akıntılar: Sulphur’un vücudun her yerinden gelen akıntıları, kötü kokulu olmalarının yanı sıra, deriyi tahriş edicidir. Sulphur hastası, bütün mukozaların nezleleriyle uğraşır ve nezlevi akıntılar her yerde derisini tahriş eder. Çoğu zaman koriza sırasında akıntı dudakları ve burnu tahriş eder.
Bazen burunda kalan sıvı ateş gibi yakar; çocuğun dudağına değdiğinde ise öylesine koroziftir ki orayı yakar; neredeyse Sulphuricum acid altındaki durum gibi, temas ettiği yerler kıpkırmızı olur.
Cinsel organları tahriş eden bol bir lökore vardır. İnce dışkı anüs çevresinde yanma ve soyulmuşluk hissi yapar. Kadınlarda genital bölgede bir damla idrar kalsa yakar; çoğu zaman onu silmek yetmez, sızlamayı gidermek için yıkamak gerekir.
Çocuklarda anüs çevresinde ve kalçalar arasında tahriş görürüz; oluğun bütün uzunluğu dışkıdan dolayı kızarık, çiğ ve iltihaplıdır. Bu eğilimden bir keynote oluşturulmuştur ve hiç de kötü değildir: “bütün sıvılar geçtikleri yerleri yakar”; bu, sıvıların aşındırıcı olduğu ve sızlama yaptığı anlamına gelir. Bu, Sulphur’da her yerde geçerlidir.
Deri
Sulphur hastasında her türlü döküntü görülür.
Veziküler, püstüler, furonküler, skuamlı döküntüler vardır; hepsine şiddetli kaşıntı eşlik eder ve bazılarında akıntı ile süpürasyon bulunur. Deri, herhangi bir döküntü olmasa bile çok kaşınır; yatak sıcaklığından ve yünlü giysiler giymekten dolayı kaşınır.
Birçok kez Sulphur hastası ipek ya da pamuk dışında bir şey giyemez. Odanın sıcaklığı, kaşınan yere ulaşıp kaşıyamazsa onu umutsuzluğa sürükler. Kaşıdıktan sonra yanma olur ve kaşıntı azalır. Kaşıdıktan sonra ya da yatak sıcaklığına girdikten sonra bütün vücutta iri beyaz kabarıklıklar çıkar; yoğun kaşıntı vardır ve bunları, deri çiğleşene ya da yanmaya başlayana kadar kaşımayı sürdürür; sonra da kaşıntı hafifler.
Bu süreç sürekli sürer; gece yatakta korkunç kaşıntı olur ve sabah uyanınca yeniden başlar; döküntüler kaşınır ve sızar. Çıban kümeleri ve küçük çıban benzeri döküntüler çıkar; bu da onu impetigoda yararlı kılar.
Bu ilaç süpürasyonlarda yararlıdır. Her türlü irinli boşluğu, küçük apseleri ve büyük apseleri oluşturur; deri altında, hücresel dokuda ve iç organlarda apseler yapar. Süpüratif eğilim Sulphur’da çok belirgindir. Bezler iltihaplanır ve iltihap süpürasyona gider.
Yanma: Nerede bir Sulphur yakınması varsa orada yanma bulursunuz.
Her yer yanar; konjesyon olan yerde yanma; deride yanma ya da deride sıcaklık hissi; orada burada lokal yanmalar; bezlerde, midede, akciğerlerde yanma; bağırsaklarda, rektumda yanma; hemoroidlerde yanma ve sızlama; idrar yaparken yanma ya da mesanede sıcaklık hissi. Burada orada sıcaklık vardır, ama hasta Sulphur’a özellikle özgü bir şey tarif edeceği zaman şöyle der:
“Ayak tabanlarında, avuç içlerinde ve başın tepesinde yanma.”
Ayak tabanlarında yanma, hasta yatakta ısındıktan sonra çok sık fark edilir. Sulphur hastasında gece yatakta ayak tabanlarında o kadar çok sıcaklık ve yanma olur ki ayaklarını örtünün dışına çıkarır; ayakları örtü dışında uyur. Sulphur hastasının ayak tabanları ve avuçları incelendiğinde, yatakta ısınınca yanan kalınlaşmış bir deri görülür.
Yatakta ısınınca birçok yakınma başlar. Sulphur hastası sıcağa dayanamaz, soğuğa da dayanamaz; yine de açık havaya güçlü bir özlem duyar. Sabit bir sıcaklık ister; sıcaklık çok değiştiğinde rahatsız olur.
Solunumu söz konusu olduğunda, büyük sıkıntı içindeyken kapıların ve pencerelerin açık olmasını ister. Bununla birlikte, bedenini sık sık örtmek zorunda kalır; fakat çok sıcak giydirilirse derideki kaşıntı ve yanma onu rahatsız eder.
Zaman: Zamana bağlı kötüleşmeler bakımından, gece yakınmaları belirgin bir özelliktir.
Baş ağrıları akşam yemeğinden sonra başlar ve gece boyunca artar; ağrı yüzünden uyuyamaz. Gece ağrısı ve gece susuzluğu vardır; gece sıkıntısı ve derideki belirtiler yatakta ısındıktan sonra ortaya çıkar.
“Aralıklı periyodik nevralji, her 24 saatte bir daha kötü, genellikle gece 12’de ya da gündüz 12’de.”
Öğle vakti, Sulphur yakınmalarının kötüleştiği bir başka zamandır. Öğleyin üşüme nöbetleri olur, ateşler öğleyin artar, zihinsel belirtiler öğleyin artar, baş ağrısı öğleyin daha kötüdür. Haftada bir gelen yakınmalar, yani yedi günlük kötüleşme, Sulphur’un bir başka tuhaf durumudur.
İshal: Sulphur hastasında uzun zamandır “bir Sulphur ishali” diye bilinen özel bir ishal türü sık görülen bir özelliktir; gerçi benzer durum başka birçok ilaçta da vardır; yani: sabah çok erken başlayan ishal.
Sulphur ishali gece yarısı ile sabah arasına aittir; ama daha çok, hastanın kalkmayı düşünmeye başladığı saatlerde olur.
İshal onu yataktan kaldırır.
Genellikle incedir, suludur; çok fışkırıcı değildir ve pek bol da değildir; bazen oldukça az, bazen sarı fekal niteliktedir. Bu sabah dışkısından sonra birçok vakada ertesi sabaha kadar başka bir sıkıntısı olmaz.
Yıllar yılı, sabah yataktan kaldıran bu dışkılama dürtüsüyle yaşayan birçok insan vardır. Hasta bağırsaklar boyunca ağrı, kramp, huzursuzluk ve yanıcı hassasiyet çeker. Dışkı geçerken yakar; temas ettiği her yer ağrılı ve çiğ hale gelir; çok sürtünme ve tahriş vardır.
İstekler ve tiksinmeler: Sulphur hastası çok susuzdur.
Sürekli su içer. Çok su ister.
Ayrıca bir açlık hissinden, yiyecek arzusundan söz eder; fakat sofraya geldiğinde yemekten tiksinir, yüz çevirir, istemez.
Neredeyse hiçbir şey yemez; yalnızca en basit ve en hafif şeyleri alır. Uyarıcılara, alkole karşı istek vardır; süte ve ete karşı tiksinti vardır; bunlar onu hasta eder ve onlardan iğrenir.
Eskilerden biri buradan şu keynote’u çıkarmıştır: “çok içer, az yer.”
Bu Sulphur için doğrudur; ama başka birçok ilaçta da aynıdır. Keynote’ların kullanımına gelince, size şunu özellikle vurgulamak isterim: bütün belirtileri, ilişkileriyle birlikte bir araya getirmek gerekir. Tek bir küçük belirtiye, hatta iki üç küçük belirtiye bile fazla güvenmek doğru olmaz. Bütün vakanın belirtileri göz önüne alınmalı; sonra, eğer keynote’lar, karakteristikler ve diğer her şey ilacı tam ve dolu hale getiriyor, bütün hastaya benzetiyorsa, ancak o zaman uygundur.
Öğleden önce saat 11’de boşluk hissi olur. Yirmi dört saatin tamamı içinde gerçekten aç hissettiği bir zaman varsa o da saat 11’dir. Sanki öğününü bekleyemez.
Sulphur hastasında ayrıca şu da vardır: alışılmış öğün saatleri civarında çok aç olur ve yemek gecikirse güçsüzleşir, bulantısı olur. Yaklaşık saat 12’de yemeye alışmış olanlarda, sabah 11’de bu tam boşalmış gibi açlık hissi olur. Saat 1 ya da 1.30 civarında yemeye alışmış olanlarda ise bu his saat 12 civarında gelir. Birçok insanda bu tamamen boşalmış gibi his, alışılmış yemek saatinden yaklaşık bir saat önce olur.
Yoğunlaştırılmış biçimde güçlü bir Sulphur grubu şudur: sabah 11’de midede tam boşalmış gibi açlık hissi, ayak tabanlarında yanma ve başın tepesinde sıcaklık.
Bu üç şey, Sulphur için bir sine qua non gibi görülmüştür; ama Sulphur’un daha başlangıcı bile sayılmazlar.
Deri
Sulphur’da, döküntülerin dışında da derinin sağlıksız bir durumu vardır.
Deri iyileşmez. Küçük yaralar süpürasyona devam eder; deri altında oluşan apseler, fistül ağızları olan küçük akıntılı boşluklara dönüşür ve bunlar uzun süre sızıp akmaya devam eder.
Sulphur, iltihaplı kısımlarda bir infiltrasyon oluşturur; böylece dokular sertleşir ve bu sertlikler yıllarca sürer. İltihap akciğer gibi yaşamsal bir organdaysa bu infiltrasyon her zaman tolere edilemez; pnömoni sonrasında hepatizasyon denilen infiltrasyonlar bırakır.
Sulphur, vücudun her yerindeki iltihaplı bölgelerde aynı eğilimi oluşturur; bu nedenle hepatizasyonda çok yararlıdır.
Sulphur, hasta uzun süren bir hastalıktan sonra reaksiyon göstermediğinde çok yararlı bir ilaçtır; bunun nedeni organizmanın işleyişindeki, psorik bir durumdur. Bir hasta akut hastalığın sonuna yaklaşırken güçsüz ve bitkin hale gelir. İltihabi durum süpürasyona ve infiltrasyonlara döner; hasta güçsüzlük içindedir, çok yorgun ve çökmüştür ve gece terlemeleri vardır.
Tifo ya da başka bir akut hastalıktan sonra nekahat göstermez. Onarım yavaştır; organizmanın işleyişi yorgun ve ağırdır; akut hastalıktan sonra düzen yeniden kurulmaz. Sulphur, böyle durumlarda sık sık çok yararlı olur. Eski ayyaşlar zayıf düşer ve alkole şiddetli istek duyarlar; içkiyi bırakamazlar. Kuvvetli ve keskin şeyler isterler; yiyecek istemezler ama soğuk su ve alkollü içecekler isterler. Büyük ölçüde tükenene kadar içmeye devam ederler; sonra yakınmaları başlar. Sulphur, bir süre için içki arzusunu kaldırır ve onu toparlar.
Dokular adeta zayıflık kazanmış gibidir; öyle ki çok hafif basınç bile ağrıya, bazen iltihap ve süpürasyona yol açar. Dolaşım zayıf olduğu için Sulphur hastasında yatak yaraları kolay oluşur. Basınca bağlı sertleşme de güçlü bir özelliktir.
Sulphur’da basınca bağlı nasırlar, kalloziteler görülür. Bu durumlar kolay gelişir. Ayakkabı derinin herhangi bir yerini sıkarsa büyük bir nasır ya da bunyon oluşur. Dişlerin dil ve ağız boşluğunun başka yerleriyle temas ettiği noktalarda nodüller oluşur ve bu küçük nodüller zamanla ülserleşmeye başlar.
Bu, yanma ve batma ile giden yavaş bir süreçtir. Kanseröz durumlara dönüşebilirler. Uzun süre ertelenebilirler ve sonradan malign bir nitelik kazanabilirler. Kanser, bedendeki bir durumun dışa vurumudur ve o durum bir dizi durumdan sonra gelebilir. Tek, sürekli bir durum değildir; ama malign durum, benign durumun ardından gelebilir. Belirtiler uyduğunda Sulphur bu durumları ortadan kaldırır.
Sulphur altında venlerde belirgin bir bozukluk kanıtı görürüz. Venöz bir ilaçtır; çok ven sorunu vardır. Venler gevşemiş gibidir ve dolaşım yavaştır. Hafif bir tahrişten, havadan, giysilerin tahrişinden dolayı yüzde burada orada kızarma görünümü vardır.
Yüzde şişkinlik olur. Sulphur’da varisli venler vardır; bunların en belirginleri büyümüş, yanan ve batan hemoroidal venlerdir. Ekstremitelerde varisler. Venler hatta ülserleşir, yırtılır ve kanar. Soğuk bir ortamdan sıcak bir ortama çıkınca hasta genişlemiş venlerden, ellerde ve ayaklarda şişkinlikten, bütün bedende doluluk hissinden yakınır.
Sulphur hastası zayıflar; ve özelliklerden biri de karında distansiyonla birlikte ekstremitelerde aşırı zayıflamadır. Karın gergin, gurultulu, yanıcı ve hassastır; karındaki bu gerginliğe bütün diğer kısımların zayıflığı eşlik eder. Boyun, sırt, toraks ve ekstremite kasları erir; karın kasları da zayıflar, ama karının kendisinde belirgin distansiyon vardır. Bu durum marasmusta görülür.
Benzer bir durumu Calcarea altında da bulursunuz; ve Calcarea gerektiren kadınlarda, karında büyük büyüme, distansiyon ve sertlikle birlikte bedenin diğer tüm kısımlarında buruşup küçülme fark edersiniz.
Sulphur altında, kadınların klimakterik dönemde yaşadıklarına benzeyen, yüze ve başa doğru ateş basmaları vardır. Sulphur’daki sıcaklık yükselmesi bir yerden, genellikle kalp bölgesinden, daha çok da göğüsten başlar denir; bedenin içinden yüze doğru yükselen bir sıcaklık parıltısı varmış gibi hissedilir. Yüz kızarık, sıcak ve al basmıştır; sonunda sıcaklık terleme ile son bulur.
Terleme ve kırmızı yüzle birlikte ateş basmaları olur; baş ateş içindedir. Bazen hasta, bedenin içinde sıcak buhar varmış ve yavaş yavaş yükseliyormuş gibi bir his tarif eder; ardından ter boşanır. Zaman zaman bir kadında, küçük ürpermelerin ardından gelen ateş basmalarını ve yüzde kırmızı lekeleri görürsünüz; sonra hararetle yelpazelenir; ne kadar hızlı yelpazelense yetmez; kapıların ve pencerelerin açılmasını ister.
Bu, Sulphur’da olduğu gibi Lachesis ve daha birçok ilaçta da vardır. Ateş basmaları göğüsten, kalp civarından başlıyorsa daha çok Sulphur’a benzer; ama sırtta ya da midede başlıyorsa daha çok Phosphorus’a benzer.
Diğer genel kötüleşmeler arasında, Sulphur’da ayakta durmayla kötüleşme vardır. Bütün yakınmalar uzun süre ayakta durmakla artar. Ayakta durmak, Sulphur hastası için en zor pozisyondur; ve ayakta durmaktan zihinsel karışıklık, baş dönmesi, mide ve karın belirtileri, venlerde büyüme ve doluluk hissi ve kadınlarda pelviste aşağı çekilme artar. Hasta ayaktaysa ya oturmalı ya da hareket halinde kalmalıdır. Oldukça iyi yürüyebilir, ama hareketsiz ayakta dururken daha kötüdür.
Uykudan sonra kötüleşme, Sulphur’un birçok yakınmasına uyar; ama özellikle zihin ve sensorium yakınmalarına. Sulphur’un yakınmalarının çoğu aynı zamanda yemekten sonra daha kötüdür.
Sulphur hastası banyo yapmaktan kötüleşir. Banyodan korkar. Yıkanmaz ve genel hali bakımından “büyük yıkanmamışlar” sınıfına girer. Banyo yapmadan “üşütmeden” edemez.
Çocuk yakınmaları. Yüzü kirli, derisi kirli küçük afacanlar; gece deliryum nöbetlerine yatkın olanlar; baş ağrılarından çok çekenler; ciddi beyin rahatsızlıkları olanlar; hidrosefalle tehdit edilenler; menenjit geçirenler Sulphur gerektirir.
İlaçlar bütün vakaya yeterince derin erişemediği için başarısız olduğunda, Sulphur konstitüsyonel durumu temizler. Bebek düzgün gelişmiyorsa, kemikler büyümüyor ve bıngıldaklar yavaş kapanıyorsa Calcarea carbonica ilaç olabilir; böyle yavaş büyümede Sulphur bundan sonra önem bakımından gelir.
Sulphur hastasının bu kadar sinirli olduğunu ilk bakışta düşünmezsiniz, ama heyecanla doludur; gürültüyle kolay irkilir; uykudan bir top patlaması duymuş ya da bir “hayalet” görmüş gibi sıçrayarak uyanır.
Sulphur hastası uykusunda çok sıkıntı çeker. Gecenin ilk bölümünde çok uykuludur; bazen saat 3’e kadar uyur; ama o saatten sonra huzursuz uyur ya da hiç uyuyamaz. Gün ışığından hoşlanmaz; yeniden uyumak ister; uyuduğunda ise güçlükle uyandırılır ve sabah geç saate kadar uyumak ister. En iyi istirahatini ve en derin uykusunu o zaman alır. Korkunç rüyalar ve kâbuslarla çok rahatsız edilir.
Belirtiler uyduğunda Sulphur, erizipelde iyileştirici bir ilaçtır. Bizim erizipel adına bir ilacımız yoktur; ama hastada erizipel varsa ve belirtileri Sulphur’unkilere uyuyorsa, onu Sulphur ile iyileştirebilirsiniz.
Bu ayrımı akılda tutarsanız Homeopati’nin ne demek olduğunu anlayabilirsiniz; o, hastalığın adıyla değil, hastayla ilgilenir.
Sulphur hastası bütün organizması boyunca burada orada kan dalgalanmaları ile rahatsızdır; başta doluluk olur; bunu daha önce ateş basmaları olarak tarif etmiştik. Belirgin febril durumları vardır ve akut hastalıklarda kullanılabilir.
Aconite’in doğal tamamlayıcılarından biridir; ve Aconite akut alevlenmelerde uygun olup bunları giderdiğinde, çok kez Sulphur hastanın konstitüsyonel durumuna uyar.
Sulphur, yıkılmış konstitüsyonlarda ve kusurlu asimilasyonda en sıkıntılı skrofulöz yakınmalarda uygundur. Alt ekstremitelerde derin yerleşimli, düzensiz görünümlü ülserleri; tembel ülserleri; granülasyon göstermeyen ülserleri vardır. Yanarlar ve sızan azıcık nem, çevredeki kısımları yakar. Kolay kanayan ve çok yanan varis ülserlerinde de sıklıkla endikedir.
Eski gut vakalarında Sulphur yararlı bir ilaçtır. Derin etkili bir ilaçtır ve çoğu durumda eğilimi merkezden çevreye doğru olduğu için gutu ekstremitelerde tutar.
Lycopodium ve Calcarea gibi, eski gutlu durumlarda, yani çok organik değişiklik bulunmayan olgularda uygun şekilde verildiğinde, romatizmal durumu eklemlerde ve ekstremitelerde tutacaktır.
Sulphur, Silicea gibi, özellikle akciğerler başta olmak üzere yaşamsal organlarda yapısal hastalık bulunan durumlarda verilmesi tehlikeli bir ilaçtır.
Belirtiler uyduğunda Sulphur çoğu zaman eski fistül yollarını iyileştirir ve eski apseleri normal bir duruma çevirir; böylece sağlıklı irin akışı gelir. Çok yavaş ilerleyen, hiçbir şey yapmayan apseleri açar; sertleşmiş ve süpürasyonun eşiğindeki iltihaplı bezleri küçültür.
Ama ilerlemiş ftizis vakalarında verilmesi tehlikelidir; ve verilecekse en yüksek potensilerde reçete edilmemelidir. Çok ağrılı belirtiler varsa ve Sulphur verilmesi gerektiğini düşünüyorsanız, 30. ya da 200. potense gidin.
İlerlemiş evrelerde gelen gece terlemelerini, belirtiler Sulphur’u gösteriyor gibi görünse bile, durdurmaya kalkışmayın; gerçek şu ki, o durumda endike değildir. Herhangi bir vakada tehlikeli olan bir ilaç, belirtiler benzer olsa bile, endike sayılmamalıdır.
Eski sifiliz vakalarında, psorik durum baskınsa Sulphur gerekebilir. Sifilitik belirtiler baskın olduğunda Sulphur nadiren endikedir; ama bunlar Mercury ile baskılanmış ve hastalık yalnızca askıda tutulmuşsa, Sulphur Mercury’yi antidotlar ve belirtilerin gelişmesine, özgün durumun tekrar görünür hale gelmesine izin verir.
Allopatların yaptığı büyük zarar, organizmada olan her şeyi örtbas etmek istemelerinden kaynaklanır; sanki insan soyunda bulunan her şeyden utanıyorlarmış gibi davranırlar; oysa Homeopati, insandaki her şeyi açığa çıkarmaya, örten ilaçları antidotlamaya ve baskı altında tutulan hastalıkları serbest bırakmaya çalışır.
Gerçekten de birçok hasta Homeopati istemez; çünkü sifilitik döküntülerinin görünür hale gelmesini istemezler; taşkınlıklarının kanıtlarının ortaya çıkmasını istemezler; ama Homeopati bunu yapmaya çalışır. Organizmanın içinde bulunan durumlar, uygun homeopatik tedavi altında dışarı çıkar. Sulphur, yakınmaları yüzeye getirir ki görülebilsinler. Genel ve geniş etkili bir antidottur.
Baskılanmalar: Soğuktan, ilaçlardan, hatta Sulphur’dan dolayı oluşan döküntü baskılanmalarında sıkça gereken bir ilaçtır. Üstü örtülmüş bu şeyleri yeniden geliştirmede büyük bir ilaçtır; bu yüzden baskılanmış döküntüler ya da ilaçlarla baskılanmış herhangi bir durum için yararlı ilaç listelerinde hep Sulphur’u görürsünüz.
Akut döküntüler baskılanmış olsa bile Sulphur değerli bir ilaç olur. Baskılanmış gonorede Sulphur, akıntıyı yeniden başlatmak ve ortadan kaldırılmış olan koşulları yeniden kurmak için sıkça gereken ilaçtır. Baskılanmış belirtiler geri dönmelidir; aksi halde iyileşme mümkün değildir.
Sulphur, tarihinin başlangıcından, Hahnemann zamanından ve onun tavsiyesi üzerine, reçete yazdıracak belirti kıtlığı olduğunda akla getirilmesi gereken ilaç olmuştur; bu, psoraya bağlı gizli bir belirti durumudur. Bu halde o kadar çok yarar sağlamıştır ki, rutin reçete yazan hekim bile bunu öğrenmiştir.
Yüzeysel olarak iyi endike görünen ilaçlar hastayı tutamadığında ve daha iyi bir ilaç için yeterli belirti bulunamadığında, Sulphur’un organizmada derin bir yer tuttuğu ve ilaçların ondan sonra daha iyi etkidiği doğrudur.
Bu, deneyimle iyice yerleşmiştir. Zaman zaman iyi endike göründüğü halde vakanın gidişini tutamayan bir ilaç verdiğinizi, sonra sıradaki en iyi endike ilacı ve sonra bir sonrakini verdiğinizi, ama hep aynı sonucu aldığınızı görürsünüz.
Bunun nedenini merak etmeye başlarsınız; ama vakanın açıkça Sulphur istemediğini görseniz bile, onun verilmesi altta yatan duruma o kadar yakından uyar ki (ve altta yatan durum çoğu zaman psoradır) başka ilaçların daha iyi etki etmesini sağlar.
Bu gözlem, Hahnemann’dan bu yana bütün eskiler tarafından doğrulanmıştır.
Böyle şeyler ancak belirti kıtlığı olduğunda gereklidir; çok incelemeden sonra, belli ölçüde gözleme ve bütün insan ırkının konstitüsyonunun temelindeki koşulların bilgisine dayanan, en iyi görünen önlemlere başvurmak gerektiğinde.
Az belirtili bu vakaların altında gizli bir durum bulunduğunu biliriz; bunun ya psora, ya sifiliz ya da sikozis olduğunu biliriz. Bunun sifiliz olduğu bilinseydi, sifilize benzeyen ilaçlar sınıfının başındaki ilacı seçerdik.
Sikozis olduğu bilinseydi, sikozise benzeyen ilaçlar sınıfının başındaki ilacı seçerdik. Psoraya benzeyen ilaçlar listesinin başında Sulphur durur; bu yüzden alttaki konstitüsyonun psorik olduğu biliniyorsa ve vaka maskelenmişse, Sulphur gizli nedeni açığa çıkarır; hatta tam anlamıyla küratif biçimde etkimezse bile, belirtilerin daha iyi bir temsili ortaya çıkar. Ve Sulphur psoraya ne ise, Mercurius sifilize, Thuja da sikozise odur.
Pennsylvania’nın kömür bölgelerinde, madenlerde çalışanlar ve madenlerin yakınında yaşayanlar sık sık Sulphur’a ihtiyaç duyarlar. Kömürün yalnızca Sulphur’dan oluşmadığını biliyoruz; içinde bundan başka da çok şey vardır; ama kömürle uğraşanlar sık sık Sulphur gerektirir. Sürekli kaolin ve porselen yapımında kullanılan çeşitli ürünleri öğüten kişilerle taş işçileri özellikle Calcarea ve Silicea gerektirir; ama kömür madenlerinde çalışanlar çoğu zaman Sulphur ister.
Hastalar Sulphur hastalarına benzer; görünüşleri bunu gösterir; hatta belirtileri yerel olup başka ilaçlara işaret etse bile, onlara bir doz Sulphur vermedikçe bu ilaçlardan iyi etki alamazsınız; ondan sonra düzelmeye devam ederler.
Bazıları bunun kömürde çok Sulphur bulunmasından kaynaklandığına inanır. Bu şeyler üzerine dilediğimiz kadar teori kurabiliriz; ama düşük potensileri yükseklerle antidotlama alışkanlığına düşmek istemeyiz.
Bu yöntemi yalnızca bir dernier ressort olarak kullanın. İlacı gösterecek belirti olmadığında, bizim için deney yapma zamanı gelmiştir; ve bu da ancak doğru nitelikte bir kişi tarafından yürütüldüğünde haklı görülebilir, çünkü böyle bir kişi sınırı bilir. İlacını nasıl vereceğini bilir. Böyle bir adam, belirtiler konuştuğu ölçüde her vakada belirtiler tarafından yönlendirilir.
İltihabi durumlarda, Sulphur altında iltihaplı kısımlarda morumsu bir görünüm, venöz dolgunluk görülür.
Kızamık, bu morumsu renkle döküldüğünde, çok sık Sulphur gerektirir.
Sulphur, kızamıkta büyük bir ilaçtır.
Rutinci hekim bu hastalıkta Pulsatilla ve Sulphur ile, ara sıra Aconite ve Euphrasia gerektirerek oldukça iyi iş görebilir. Özellikle deri donuk ve kızamık döküntüsü iyi çıkmıyorsa Sulphur vakayı değiştirir. Bu morumsu renk, erizipelde, boğaz ağrısında, sık sık da önkollarda, bacaklarda ve yüzde görülebilir.
Aşılamanın korkunç etkileri sık sık Sulphur ile iyileşir. Bu konuda Thuja ve Malandrinum ile yarışır.
Zihin
Gerçek insanı, iç doğayı ortaya koyan ruhsal durumda, Sulphur’un duygulanımları bozduğunu ve onu belirgin bir bencillik durumuna sürüklediğini görürüz.
Kendi istek ve arzularından başka kimseninkini düşünmez. Tasarladığı her şey kendi yararınadır. Bu bencillik, Sulphur hastasının her yanına işler. Minnet duygusu yoktur.
Felsefi mani de belirgin bir özelliktir. Tuhaf ve soyut şeyleri, gizli şeyleri, bilginin ötesinde olan şeyleri inceleme üzerine monomani; hesap yapılacak hiçbir temeli olmadan farklı şeyleri araştırmak; garip ve tuhaf şeyler üzerinde oyalanmak.
Sulphur, bir şeyi ilk nedene kadar izleyen bu art arda sürdürmeyi iyileştirmiştir. Sürekli bunun, şunun, ötekinin nedenini düşünüp sonunda her şeyi İlahi Takdir’e kadar götüren ve sonra da şöyle soran bir hastayı iyileştirmiştir:
“Tanrı’yı kim yarattı?”
Bir köşede oturur, toplu iğneleri sayar ve çözümsüz “Tanrı’yı kim yarattı?” sorusu üzerinde kafa yorardı.
Bir kadın, insan elinden çıkma herhangi bir şeyi görür görmez onu kimin yaptığını sormadan duramazdı. Onu yapan adamı bulana kadar tatmin olmazdı; sonra onun babasının kim olduğunu bilmek isterdi; oturur, onun kim olduğunu, İrlandalı olup olmadığını ve benzeri şeyleri düşünürdü.
Bu, Sulphur’un bir özelliğidir. Keşif umudu olmadan, olası bir cevabı bulunmadan yapılan bu tür akıl yürütmedir. Temeli olan ve izlenebilen türden felsefe değildir; doğru şeyler üzerinde dizisel akıl yürütme değildir; temeli olmayan, insanı tüketen fanatik bir felsefe türüdür.
Sulphur’da şeyleri düzenli biçimde sürdürmeye karşı tiksinti, gerçek işe karşı tiksinti, sistematik işe karşı tiksinti vardır. Sulphur hastası bir çeşit yaratıcı dehadır. Aklına bir fikir girdi mi ondan kurtulamaz.
Onu izler, durmadan izler; sonunda tesadüfen bir şeyin içine düşer ve çoğu zaman icatlar böyle ortaya çıkar. Sulphur hastası böyledir. Çoğu zaman cahildir ama kendini büyük adam sanır; eğitimi küçümser, edebiyat adamlarını ve başarılarını küçümser ve neden herkesin kendi eğitimden üstün olduğunu göremediğine şaşar. Yine bu hasta dini melankoliye bürünür; akılcı din üzerinde değil, kendisiyle ilgili budalaca fikirler üzerinde düşünür. Sürekli ve kesintisiz dua eder; hep odasındadır; umutsuzluk içinde inler. Lütuf gününü günah işleyerek kaybettiğini sanır.
Sulphur gerektiren bir hasta çoğu zaman zihinsel donukluk ve zihin karışıklığı içindedir; düşünce ve fikirleri toparlayamaz; konsantrasyon eksikliği vardır. Hiçbir tek şey üzerinde sürekli durmaksızın, zihnini herhangi bir şey üzerinde toplamaya çaba göstermeden oturur düşünür. Sabah zihinsel donukluk, başta doluluk ve vertigo ile uyanır. Açık havada vertigo olur. Açık havada, baştaki bu doluluk ve donuklukla birlikte koriza gelir; öyle ki zihinde karışıklık olur.
Kitaplarda çokça kullanılmış bir ifade vardır:
“Budalaca mutluluk ve gurur; kendisini güzel şeylerin sahibi sanır; paçavralar bile ona güzel görünür.”
Böyle bir durum, akıl hastalarında ve başka hiçbir bakımdan deli olmayan ama yalnızca bu tek fikirde bozuk olan kişilerde görülmüştür.
Sulphur hastasının işe karşı tiksintisi vardır. Oturur, hiçbir şey yapmaz; karısının çamaşır alıp onu geçindirmek için “tırnaklarıyla didinmesine” ses çıkarmaz; bunun zaten karısının yapabileceği tek şey olduğunu düşünür.
İncelik hali, sanki Sulphur hastasından çıkıp gitmiştir. Sulphur, titizliğin tam karşıtıdır. Tipik titiz hasta Arsenicum’dur; bu iki ilaç birbirinin uç karşıtlarıdır. Arsenicum giysisinin düzgün ve temiz olmasını ister; her şeyin askılara güzelce asılmasını ister; bütün resimlerin duvara düzgün asılmasını ister; her şeyin temiz ve düzenli olmasını ister; bu yüzden Arsenicum hastasına temizliği, titizliği ve düzeni nedeniyle “altın başlı baston hastası” denmiştir.
Bunun tam tersi ise Sulphur hastasıdır.
“Her şeye karşı isteksizlik; işe, zevke, konuşmaya ya da harekete; zihin ve beden tembelliği.”
“Hayattan bezginlik; zihin ve beden tembelliği özlemi.”
“Hayattan bezginlik; ölüm özlemi.”
“Kendisini toparlayamayacak kadar tembel ve yaşayamayacak kadar mutsuz.”
“Yıkanma korkusu (çocuklarda).”
Evet, yıkanmaları gerektiğinde avaz avaz ağlarlar. Sulphur hastası sudan korkar ve banyo yapınca üşütür.
İlişkileri bakımından Sulphur, Lycopodium’dan hemen önce verilmemelidir. Dönüşümlü bir gruba aittir: Sulphur, Calcarea, Lycopodium.
Önce Sulphur, sonra Calcarea ve sonra Lycopodium, sonra da yeniden Sulphur; çünkü Lycopodium’u iyi izler. Sulphur ile Arsenicum da ilişkilidir.
Sık sık bir vakayı bir süre Sulphur ile tedavi eder, sonra bir süre Arsenicum vermeniz gerekir; sonra yeniden Sulphur’a dönersiniz. Sulphur, akut ilaçların çoğunu iyi izler.
Sulphur hastası çok baş dönmesinden yakınır. Açık havaya çıktığında ya da bir süre ayakta durduğunda başı döner. Sabah kalkarken başı aptal gibi hisseder; ayağa kalkınca başı döner.
Sersem ve yorgun hisseder; uykusuyla dinlenmiş değildir ve “her şey dönüyor” gibidir. Dengeyi kurması biraz zaman alır. Uykudan sonra kendini toparlaması yavaştır. Burada uykudan ve ayakta durmaktan kötüleşmeyi görürüz.
Baş
Baş çok sayıda belirti verir.
Sulphur hastası periyodik migrenimsi baş ağrılarına yatkındır; konjestif baş ağrıları, şiddetli konjesyon ve sersemlikle birlikte, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği baş ağrıları. Haftada bir ya da iki haftada bir gelen migren; karakteristik yedi günlük kötüleşme.
Çalışan erkeklerde pazar günü başlayan baş ağrılarının çoğu Sulphur ile iyileşir. Bunu açıklayabilirsiniz. Pazar onun çalışmadığı tek gündür; sabah geç kalkar ve bütün başı tutan, donukluk ve konjesyonla giden baş ağrısıyla uyanır. Hafta içinde meşgul ve aktif olması baş ağrısını önler.
Bazılarında ise yedi ila on günde bir periyodik baş ağrıları vardır; safra kusması ve bulantı eşlik eder. Bazen de iki üç gün süren, konjestif bir baş ağrısı olabilir. Bulantılı ama kusmasız baş ağrısı ya da safra kusmasıyla giden baş ağrısı olabilir. Baş ağrısı öne eğilmekle kötüleşir; genellikle sıcak odada ve sıcak uygulanmasıyla düzelir; ışıktan kötüleşir, bu yüzden gözlerini kapatmak ve karanlık odaya gitmek ister; sarsıntıyla ve yemekten sonra kötüleşir.
Bütün baş hassastır; gözler kızarıktır; sık sık bulantı ve kusmayla birlikte gözyaşarması vardır. Bazen, başın tepesinde sürekli büyük sıcaklıktan yakınan kişilerde baş ağrıları olur; başın tepesi sıcak ve yanıcıdır; başın tepesine soğuk bez uygulanmasını ister. Sıcaklıkla ilişkili bu baş ağrıları çoğu zaman soğukla düzelir; ama bunun dışında baş sıcak odada düzelir.
Baş aptal gibi hissedilir ve bazen düşünemez. Her hareket kötüleştirir; yeme içmeden sonra daha kötüdür; mideye soğuk içecek almakla daha kötüdür; sıcak içeceklerle daha iyidir. Baş ağrıları varken yüz dolgun ve konjestedir; parlak kırmızıdır. Yüzü kırmızı, kirli yüzlü ya da sarımtırak; yüzde venöz staz bulunan kişilerde baş ağrıları; gözler konjestedir, deri konjestedir; yüz şişkin ve venöz görünümdedir.
Sulphur, sabah baş ağrısı, baş dönmesi ve kırmızı yüzle uyanan kişilerde; sabah yüzlerinin çok dolu hissettiğini, yüz ve gözleri kırmızı olduğu için gün içinde baş ağrısının geleceğini bildiklerini söyleyen kişilerde yararlıdır.
Baş ağrısından önce gözlerin önünde titrek ışıklar, renk titreşimleri olur. Işıldamalar, yıldızlar, testere dişleri, zikzaklar baş ağrısının habercileridir. Tanıdığım bazı Sulphur baş ağrılarında göz önünde tuhaf bir şekil görülürdü; çapraz duran bir baklava dilimi biçimi; üst kenarında testere dişleri vardı ve içi noktalarla doluydu.
Bazen bu şekil bakılan nesnenin bir yanında, bazen öbür yanında görülür; ama aynı anda her iki gözle de eşit açıklıkta seçilir.
Bu testere dişleri ışık çakmalarıdır ve şeklin tabanı giderek koyulaşır; sonunda gökkuşağının bütün renkleri görülür. Midesini bozduğu her zaman bu tuhaf görüntü gelir. Bazen sabah yemekten sonra, bazen de öğleyin yemekten sonra gelir. Akşam açken yemeğini geciktirdiğinde de gelir. Bu zikzaklar çok sık, midedeki o tam boşalmış gibi açlık hissiyle birlikte ortaya çıkar.
Aynı durum, baş ağrısından önce görülen benzer zikzaklar ve titrek görüntüler hem Natrum muriaticum hem de Psorinum’da bulunur. Bunlar baş ağrılarının habercisidir. Bu zikzaklar, titrek ışıklar, kıvılcımlar, yıldızlar ve düzensiz şekiller göz önünde periyodik olarak belirir ve bir saat kadar sürebilir. Başta çok zonklama vardır. Sabah baş ağrıları ve öğleyin başlayan baş ağrıları. Yine daha önce sözü edildiği gibi, akşam yemeğinden sonra başlayıp geceye kadar artan ve uykuyu engelleyen baş ağrıları da vardır.
Saçlı deri: Dış başta kaşıntı tarif edilemez ölçüdedir; sürekli kaşıntı, yatakta ısınınca kaşıntı.
Yatak sıcaklığından kötüleşir; ama aynı zamanda soğuktan da kötüleşir. Kaşıntılı döküntüler; skuamlı, nemli ve kuru döküntüler; veziküller, sivilceler, püstüller ve çıbanlar; genel olarak saçlı deride döküntüler. Saçta çok kepek ve saç dökülmesi vardır. Bıngıldaklar yavaş kapanır.
“Başın tepesinde nemli, kötü kokulu, irinle dolu ve bal benzeri kabuklara kuruyan döküntü. Tinea capitis.”
“Kalın irinli, sarı kabuklu, kanayan ve yanan nemli kötü kokulu döküntü.”
Saçlar kuru, dökülür vb.
Eskiden skrofulöz denecek türden pek çok belirti vardır; ama biz bunları psorik olarak tanırız. Her “üşütme”nin gözlere yerleşme eğilimi vardır. Gözlerden mukus ve irin akıntısı gelir. Göz kapaklarında ülserasyon ve kalınlaşma, kapakların dışa ya da içe dönmesi, kirpik kaybı; kızarık ve bozuk bir durum.
Gözler
Eğer “Sulphur hastasında göz yakınmaları” deseydik, her çeşit göz sorununu kapsardı.
Sulphur’un göz belirtileri çok geniştir. Yüz ve saçlı deride döküntülerle, deride özellikle yatakta ısınınca artan kaşıntıyla birlikte göz belirtileri. Yıkamakla kötüleşen nezlevi göz belirtileri.
Yalnızca gözleri değil, hastanın kendisi de banyodan kötüleşiyorsa, yıkanmaktan korkuyorsa, yatak sıcaklığıyla artan kaşıntısı varsa, kronik migrenlere yatkınsa ve başın tepesinde sıcaklık varsa, bu eşlikçilerle birlikte göz belirtileri ne olursa olsun Sulphur onları iyileştirir. Sulphur kataraktı, iritisi, iltihabi durumları, opasiteleri ve her türlü “görme halüsinasyonunu” (baş ağrılarıyla gelenleri) iyileştirmiştir.
“Gözlerin önünde titreme” (tarif edildiği gibi).
“Küçük koyu benekler; karanlık noktalar ve lekeler; kara sinekler gözlerin yakınında uçuşuyor gibi görünür; gaz ya da lamba ışığının çevresinde hale varmış gibi görünür,” vb.
Gözlerin önünde bunlar gibi pek çok tuhaf görüntü vardır; ama hepsinin arkasında Sulphur konstitüsyonu bulunur.
“Gözlerde yanıcı sıcaklık, ağrılı sızlama.”
Her “üşütme” göze yerleşir; yani göz belirtileri varsa artar, yoksa da her “üşütme” onlara yol açar.
Kulaklar
Kulaklar nezleye yatkındır.
Geneller kısmında, nezlevi durumun Sulphur’un çok güçlü bir özelliği olduğunu öğrendiniz. Vücudun hiçbir mukozası bundan kurtulmaz; hepsinde bazen irinli, bazen kanlı, bol nezlevi akıntılar vardır. Gözler ve kulaklar da istisna değildir.
Nezlevi durum hastada sürer gider ve sonunda işitme kaybı gelişir. Mukoza ve kulak zarı kalınlaşır. İşitme kaybolana kadar kulakta her türlü garip ses olur. Yapısal değişiklikler ortaya çıkıp işitme kaybı geliştiğinde, sağırlığı iyileştiremiyor olsanız bile, hastayı iyileştirebilirsiniz.
Bir hasta işitmesinin düzelip düzelmeyeceğini sorduğunda ona bunu asla kesin söyleyemezsiniz. Sorunların çoğu orta kulaktadır ve siz orayı inceleyemeyeceğiniz için ne kadar yapısal değişiklik olduğunu bilemezsiniz. Yalnızca, eğer hasta yeterince iyileştirilebilirse bunun o zaman anlaşılabileceğini söyleyebilirsiniz. Yapısal değişiklikler çok büyük değilse, hasta iyileştikten sonra kaybolurlar.
İç kısımlar harap olmuşsa, orta kulakta kuru atrofik bir nezle varsa, o orta kulağı geri getirmeyi güçlükle bekleyebilirsiniz. Yıkılmıştır; duyu için gerekli parçalar artık duyu kaydedemezler, çünkü atrofik hale gelmişlerdir. Hastayla yalnızca kendisinin iyileşme olasılığını konuşabilirsiniz.
Aklınızda bir organı iyileştirme fikrini beslemeyin. Bunu olabildiğince zihninizden çıkarın; insanlar sizden hastalığı organlarda yerleştirmenizi istediklerinde susun; çünkü yalnızca hasta hastadır.
Mümkün olduğunca hasta insanı düşünün; hastalığın adını ya da organların patolojik durumunu mümkün olduğunca az düşünün. Bu yüzden hastalar şöyle dediğinde:
“Doktor, işitmemi düzeltebilir misiniz?”
Şöyle cevap verin:
“Önce sizin iyileşmeniz gerekir. İlk ve en önemli şey sizi iyileştirmektir.”
Hastayı iyileştirin; sonra kulak ve işitme için ne yapılabileceği görülür. Bu, zihninizi doğru biçimde tutar; sizi hastayla doğru ilişki içine yerleştirir. Sürekli kulaktan söz edecek olursanız, hasta hayatınızı kulak meselesiyle tüketir.
“Kulağım için ne zaman bir şey yapacaksınız? Ne zaman duyacağım?”
Başlangıçtan itibaren, bütün hastanın tedavi edileceği anlayışıyla yola çıkın. Önce hastayı hatırlayın ve bunu ona da anlatın. Yakında bir homeopat varken hastanın kulak hastalıkları için bir uzmana gitmesi fikri caydırılmalıdır.
Tedavi edilmesi gereken şey bütün bedenin hastalığıdır. Hastanın kendi konstitüsyonel durumundan bağımsız ele alınabilecek ayrı bir kulak hastalığı diye bir şey yoktur. Sulphur’da “özellikle yerken ya da burnunu sümkürürken kulakların sık sık tıkanması” vardır.
“Kulaklarda sesler.”
Çeşitli iltihaplar. Sulphur hastasında kulaklardan akıntılar.
Gördüğünüz gibi Sulphur’un kulak ilacı olduğunu söylemekten kaçındım. Birçok kez bu tür “yerel hastalıkları”, yerel belirtiler sizi asla ilaca götürmeyecek olsa bile, hastaya göre ilaç seçtiğinizde iyileştirirsiniz.
Kulak için tek başına ya da uterin prolapsus için tek başına asla Sulphur düşünmezdiniz; yine de hasta Sulphur gerektirir ve verildiğinde, hastanın konstitüsyonu düzene girince organların nasıl düzene döndüğünü hayretle görürsünüz.
Bazen bedenin şurasında burasında yerleşmiş ağrılara hekim doğrudan reçete yazmaya kalkar ve başarısız olur. Hastanın ağrısına benzeyen belli bir ağrı türünü bulmak için ilacı didik didik arar. Siz hastayı tedavi etmelisiniz; ufak tefek ağrılarla uğraşmamalısınız.
İsterseniz o ağrıyı dışarıda bırakın; ama hasta için ilacı bulun. O ağrı ilaçta varsa ne âlâ; yoksa aldırmayın. Küçük belirtilerle uğraşmayın. Hastayı tedavi ederken çok belirgin bir keynote’u bile dışarıda bırakabilirsiniz.
Bazen hasta yalnızca o belirli ağrının giderilmesini ister; ama eğer o eski bir belirtiyse, en son gidecek şey o olacaktır. Böyle durumlarda hasta hayatınızı o ağrının ne zaman iyileşeceğini sorarak tüketir; ama konuyu biliyorsanız o ağrıyı ilk seferde gidermeyi beklemezsiniz; eğer giderirseniz hata yaptığınızı bilirsiniz; çünkü daha sonra ortaya çıkan belirtilerin hepsi önce kaybolmalıdır.
Bazen bir hastayı elde tutmak için şöyle demek gerekir:
“O belirti önce iyileşmemeli; sizin pek önemsemediğiniz bu küçük belirtiler önce geçecek.”
Bunu söylediğiniz için, ona gerçekten bildiğinizi gösterdiğiniz için, o hastayı ömür boyu elinizde tutarsınız. Böyle bir hekimlik dürüstçe kazanılmış bir hekimliktir.
Burun
Burundaki nezlevi durumlar Sulphur’da son derece sıkıntı vericidir.
“Burun önünde eski bir nezle varmış gibi koku” ve Sulphur burnu öylesine rahatsız edicidir, bu nezlevi durum öylesine sıkıntılıdır ki kokular yüzünden midesi bulanır. Kendi nezlesinin kokusunu aldığını düşünür ve başkalarının da aldığını sanır. Bu eski nezlenin ya da pis şeylerin kokusu onu sürekli bulantılı tutar. Koriza eğilimi vardır; sürekli hapşırma, burun tıkanıklığı. Koriza altında “burundan su gibi akıp damlayan” ifadesini okuruz.
Bütün burun akıntıları yakıcı ve aşındırıcıdır.
Bu, Sulphur’daki bir durumdur. Her “üşütme”de koriza gelişir. Banyo yapamaz, fazla ısınamaz, soğuk bir yere giremez ve aşırı efor harcayamaz; yoksa bu “burun soğuk algınlığı” ortaya çıkar.
Hava değişiklikleri yeni bir nöbet başlatır. İlkbaharda çıbanlar için ve bahar temizleyicisi olarak büyük miktarlarda Sulphur alma alışkanlığı olan yaşlıların çoğunda, yılın geri kalanında koriza ve Sulphur’un çeşitli yakınmalarından muzdarip olduklarını gözlemledim.
Bu eski Sulphur alıcılarından bazılarını arayıp bulabilirseniz, homeopatik hekim için bakılması ilginç, çok güzel bir Sulphur resmi elde edersiniz. Ayrıca burun kanamasına, burunda kuru ülser ve kabuklara yatkındır.
Yüz
Sulphur’daki yüzün genel görünümünü yeterince anlattım; fakat özellikle venöz stazı, kirli görünümü, kırmızı lekeleri, hastalıklı ifadeyi, yalancı pletora görünümünü hatırlamalıyız. Soluktan kırmızıya dönen bir yüzdür; kolayca etkilenen soluk bir yüz; heyecandan, sıcak odadan, hafif uyarılmadan kızarır; özellikle sabahları yüz kızarır. Yüzde döküntüler vardır.
En şiddetli karakterde periyodik nevraljiler; özellikle yüzün sağ tarafında. Uzun süren, inatçı sağ taraflı nevraljiler. Sıtmalı iklimde yaşayanlarda, nevralji için verilen Belladonna ve Nux vomica gibi kısa etkili ilaçların yalnızca kısa süreli hafifletme sağladığı inatçı nevraljiler. Bütün vakayı incelediğinizde hastanın bir Sulphur hastası olduğu ortaya çıkarsa, Sulphur nevraljiyi kalıcı olarak iyileştirir.
Sulphur, yüzün erizipelatöz iltihabını iyileştirir. Sulphur’da erizipel yüzün sağ tarafından ve sağ kulak çevresinden başlar; sağ kulakta belirgin şişlik vardır; yavaş yayılır, ağır ilerler ve alışılmadık ölçüde morumsudur. Bütün hasta kötü kokulu, kirli bir hastadır; yıkamasına rağmen derisi buruşuk, çökmüş ve kurutulmuş et gibi görünür.
Sulphur, hızla ve büyük şiddetle gelen, veziküllerle ve dev büllerle seyreden vakalara o kadar uygun değildir; ama başlangıçta yüzde alacalı, koyu kırmızı bir leke görünümü olan, sonra biraz ötede bir başka leke, sonra bir başkası beliren ve bunlar sanki birleşir gibi olan; bir hafta kadar sonra ağır seyirli bir erizipel durumuna dönüşen; venleri gerilmiş görünen ve bilinç bulanıklığına doğru giden vakalara uygundur.
Böyle, sanki onu geliştirecek canlılık eksikmiş gibi yavaş gelen, ağır seyirli erizipelatöz iltihaplarda Sulphur’un neler yapabildiğini görünce şaşarsınız. Oysa Arsenicum, Apis ya da Rhus tox ise hızla yayılır. Arsenicum ve Apis ateş gibi yakar; Rhus’ta erizipel lekeleri üzerinde kabarcıklar bulunur.
Sulphur’da bütün yüz bazen nemli, skuamlı, kaşıntılı, eczematöz döküntü yamalarıyla kaplanır. Saçlı deriyi ve kulakları tutan Crusta lactea; nemlenme, kalın sarı kabuklar, üst üste yığılma ve yatakta ısınınca artan yoğun kaşıntı ile seyreder. Çocuk örtüsüz uyur. Kaşıntı örtülü bölgelerdeyse, o bölgeler ısındıkça kaşıntı artar. Bu döküntüler göz hastalıkları ve gözle burnun nezlevi durumlarıyla birliktedir.
Sulphur hastasında dudaklar üzerinde kalın kabuklanmalar, kabuklu dudaklar, çatlamış dudaklar, dudaklarda ve ağız köşelerinde yarıklar vardır. Tükürük ağızdan sızarak kırmızı çizgiler yapar. Yüzün alt kısmında kaşıntı ve yanmayla birlikte döküntüler vardır. Ağız çevresinde herpetik döküntüler. Bunların hepsi yanar ve ağız sıvılarından dolayı tahriş olur. Alt çene çevresinde bezlerde şişlik vardır. Submaksiller bezlerde şişme ve süpürasyon, parotislerde şişme olur. Boyun bezleri büyümüştür.
Dişler ve Ağız: Sulphur konstitüsyonunda dişler gevşer; diş etleri dişlerden çekilir, kanar ve yanar.
Dişler çürür. Ağız ve dilde genel bir sağlıksız durum vardır. Pis tat ve pis dil. Ağızda ülserasyon ve ülserlerde yanma. Aftlarda yanma ve batma vardır. Ağızda beyaz plaklar vardır.
Sulphur, emen bebeklerin ağız yaralarında ve emzirme sırasında annede görülen ağız yaralarında çok yararlı bir ilaçtır. Ayrıca yanağın iç yüzeyini kemiren derin yerleşimli fagedenik ülserleri vardır. Sağlıksız dişlerin bastığı yerlerde dil üzerinde ve ağız kenarlarında tuhaf küçük nodüller oluşur.
Bu nodüller dilin kenarı boyunca geldiğinde o kadar ağrılıdır ki hasta konuşamaz ve yutamaz. Dilini oynatmasını gerektirmeyecek maddelerle beslenmek zorunda kalır. Bazen bütün dili kaplarlar ve benign olsalar bile kanseröz durumlar olarak adlandırılmışlardır.
Boğaz
Sulphur, belirtiler uyduğunda kronik boğaz ağrısında harika bir ilaçtır.
Eski Sulphur hastası, söylendiği gibi, genel bir nezlevi durumdan yakınır ve boğaz belirtileri de bu türdendir. Ülserasyona kadar giden nezlevi bir durum vardır. Bademcik büyümüş ve morumsu görünümdedir; haftalar ve aylar süren genel bir ağrı ve boğazda acılı hassasiyet vardır; ama akut boğaz ağrısı da olur. Özellikle morumsu, venöz görünümlü olan ve parlak kırmızı iltihap görünümünde olmayan süpürasyonlu bademcik iltihabında çok yararlıdır.
Morumsu, koyu kızıl renk özellikle Sulphur’a özgü bir renktir. Boğazda sık sık yanma, saplanma, çiğlik, sızlama, iltihap ve güç yutma vardır. Difteriyi iyileştirmiştir.
İştahı, istekleri ve tiksintileri geneller altında yeterince ele aldım. Sulphur hastaları genellikle dispeptiktir; neredeyse hiçbir şeyi sindiremeyen hastalardır. En ufak rahatlığı bile ancak en basit yiyeceklerle bulurlar; olağan diyete benzer hiçbir şeyi sindiremezler.
Mide: Yemek zamanlarından önce gelen boşalmışlık hissiyle birlikte dokunmaya hassastır.
Sulphur hastası uzun süre yemeden duramaz; fenalaşır ve güçsüz düşer. Çok az yedikten sonra, et yedikten sonra ya da ancak sağlıklı bir midenin sindirebileceği yiyecekleri yedikten sonra midede büyük ağırlık olur.
Sonra ağrının kurbanı olur. Midede ağrıları yanıcı ağrılar ve büyük hassasiyet olarak tarif eder; midede hastalıklı bir his vardır; sızlama ve çiğlik olur. Bu hissi şöyle anlatır:
“Yedikten sonra midede ağrı.
Yedikten sonra midede ağırlık hissi,” vb.
Sulphur midesi zayıf bir midedir; sindirimi yavaştır. Bozulmuş midenin sonucu olarak asitli ve safralı kusma olur. Mideden yükselen asitlerden dolayı ağızda ekşi tat olur.
Karaciğer: Çok sıkıntı veren bir organdır.
Büyüme ve sertleşme vardır; bununla birlikte çok ağrı, basınç ve sıkıntı vardır. Karaciğer konjesyonu ile birlikte mide de alışılmış belirtilerini alır ya da bunlar zaten varsa daha da kötüleşir. Hasta sararır; karaciğerde dolgunluk ya da tıkanıklık hissi ve karaciğerde künt ağrı vardır.
Safra taşlarına yatkındır; safra kanalında periyodik gelen yırtıcı ağrılar olur; bunlara sarılığın artması eşlik eder.
Sulphur karaciğer hastası, artıp azalan kronik sarımtırak görünümün kurbanıdır. Bu hasta “üşüttüğünde” bu karaciğere yerleşir; her “üşütme”, her banyo, her hava değişikliği karaciğer belirtilerini kötüleştirir; bunlar kötüleştiğinde başka sıkıntıları azalır. Bu, safralı kusma nöbetleri ve kendisinin “safralı baş ağrıları” dediği ataklar halinde yerelleşir.
Bazen dışkı katran gibi siyahtır, bazen yeşil ve koyudur; bazen de beyaz dışkı olur. Bu dışkılar, karaciğerin dolgunluğuna göre birbirleriyle dönüşümlü değişir; sonra da safra taşlarına yatkın olur.
Karın
Sulphur hastası, karında büyük distansiyon; karında yuvarlanma ve gurultu; karında hassasiyetten yakınır.
Ayakta duramaz; çünkü karın içindeki organlar sarkıyor gibidir; düşüyor gibi hissedilir. Çiğlik, hassasiyet, distansiyon ve yanma vardır; ishalle, kronik ishalle birliktedir; sonra bu daha ciddi bir duruma, karında tüberkül yönüne gider. Mezenter bezleri tüberkülle infiltre olur. Karında döküntülerle birlikte gece kaşıntısı vardır; kaşıntı yatakta ısınınca daha kötüdür. Zona yanlara doğru çıkar ve bedeni çevrelemeye eğilimli görünür.
Ayrıca bir gazlı hastadır. Çok geğirme, çok distansiyon, çok gurultu ve gaz çıkarma vardır. Gazı olmadan da kolik nöbetleri geçirir; gaz içeride hapsolmuştur. Korkunç kolik nöbetleri; hiçbir pozisyonda rahatlamayan kesici, yırtıcı ağrılar; bütün karında yanma ve sızlama, bağırsaklarda hassasiyet vardır.
Bütün bağırsak kanalında nezle vardır. Kustuğu şey asitlidir ve ağzı yakar; anüsten çıkardığı şey de aşındırıcıdır ve kısımları çiğ hale getirir. Sıvı dışkı geçerken yakar; nemli gaz çıkarırken de çok yanma olur. Sık sık dışkılamaya çağrılır; ama klozette otururken yalnızca biraz sıvı ya da gazla birlikte biraz nem çıkarır; ve bu sıvı ateş koru gibi yakar; anüs çiğleşir.
Dışkı ince fekal, sarı, sulu, mukuslu, yeşil, kanlı, tahriş edici olabilir. Dışkı kötü kokuludur; çoğu zaman bulandırıcı, odaya yayılan nüfuz edici bir kokusu vardır ve “dışkı kokusu peşinden gelir; sanki altını kirletmiş gibidir.”
İshal özellikle sabah olur ve genellikle öğleden önceyle sınırlıdır. Sabah onu yataktan kaldırır; uyanır uyanmaz ve yatakta hareket eder etmez dışkı dürtüsü gelir ve çok acele etmesi gerekir; yoksa kaçıracaktır; lazımlığa yetişene kadar tutması güçlükle mümkün olur.
Sabah tipik zamandır; ama gece yarısından sonra, gece yarısı ile öğlen arasındaki herhangi bir zamanda gelen ishal de Sulphur ishali olabilir. Öğleden sonra gelme alışkanlığı olan bir ishali Sulphur ile iyileştirmeyi çok nadiren beklersiniz. Sulphur’da ishalin bazı akşam kötüleşmeleri vardır; ama bunlar istisnadır; bizim Sulphur’dan iyileştirmesini beklediğimiz şey sabah ishalidir.
Sulphur, kolerada ve kolera zamanlarında görülen, sabah başlayan ishal vakalarında harika bir ilaçtır. Aynı zamanda, dışkının kanlı mukus olduğu ve sürekli ıkınmanın bulunduğu dizanteride de çok değerlidir. Mercurius’ta olduğu gibi, bitirememiş gibi bir his yüzünden dışkıda uzun süre oturmak zorundadır. Tipik Mercurius durumu budur: sümüksü dışkı ve tamamlayamamış olma hissi.
Sulphur, Mercurius başarısız olduktan sonra bu durumu sık sık iyileştirir. Yanlış anlaşılmış ve verilmiş olduğunda Mercurius’un doğal takipçisidir. Dizanteride, bu tenesmus en şiddetli karakterde olduğunda, dışkı saf kan olduğunda, buna idrar yapma dürtüsünün de çok eşlik ettiği durumlarda,
Mercurius corrosivus en hızlı rahatlamayı sağlar. Tenesmus daha az şiddetliyse ve idrar yaparken ıkınma çok değilse ya da hiç yoksa, Mercurius solubilis daha doğal ilaçtır. Bu ilaçlar dizanteride Sulphur’a çok yaklaşırlar; fakat Sulphur’dan daha sık endikedirler. Elbette Sulphur hastalarında dizanteride uygun ilaç Sulphur olacaktır.
Hemoroidlere yatkındır; dış ve iç hemoroidler; ağrılı, çiğ, yanan ve hassas büyük paketler halindedirler; sıvı dışkıyla kanar ve sızlarlar.
İdrar belirtileri: Mesane ve erkek cinsel organları belirtileriyle birleşerek Sulphur’da çok önemli bir grup oluşturur.
Mesanede nezlevi bir durum vardır; sürekli idrar yapma dürtüsü ve idrar yaparken yanma ile sızlama olur. İdrar geçerken üretrayı haşlar; sızlama o kadar şiddetlidir ki, idrardan sonra uzun süre devam eder. Yıkılmış konstitüsyonlarda, eski mucitlerde, hareketsiz yaşam süren yaşlı filozoflarda, prostat büyümesinden yakınanlarda endikedir; idrar akışı sırasında ve sonrasında üretrada yanma ve gonoreye benzeyen, ama gerçekte kronik nezlevi bir durum olan üretral akıntı vardır.
İdrarda mukus, bazen irin olur. Eski gleet vakalarında, eski yıkılmış hastalarda, sıradan gonore ilaçları ve özellikle akıntının kendisine uygun ilaçlar yalnızca palyasyon sağladığında; hastanın kendisi de bir Sulphur hastası olduğunda.
Böyle bir hasta gonore geçirmiştir ve yeni görünüşe, akıntının kendisine uygun ilaçlarla tedavi edilmiştir; ama bunun ardından üretrada nezlevi durum kalır; üretrada yanma, meatus ağzında şişme, kızarık, şiş, dudak gibi dışa kabarmış bir meatus görünümü vardır; yalnızca çamaşırı kirletmeye yetecek kadar bir damla toplanır; bu hafta hafta, bazen de yıllarca sürer; yeterince uzun süre etkimesine izin verilirse, potentize Sulphur bu akıntıyı iyileştirir.
Sulphur, idrarda şeker bulunan hastaları, diyabetin erken evresinde iyileştirmiştir. Sulphur, uykuda istemsiz idrar yapmayı iyileştirir. Üşütmekten doğan sorunları iyileştirir. Bazı hastalarda her “üşütme” mesaneye yerleşir. Bu, Dulcamara’ya benzer; ve Dulcamara artık vakayı tutmadığında ya da daha önceki evrelerde uygun olmuşsa, Sulphur onu iyi takip eder. Sürekli idrar sızlaması ve sık sık dürtü; miksiyondan uzun süre sonra da üretrada yanma, batma, sızlama.
Cinsel Organlar: Cinsel organlarda çok sayıda döküntü vardır.
Cinsel organlarda kaşıntı; yatak sıcaklığından kötüleşir; cinsel organlar çevresinde çok terleme; cinsel organlarda soğukluk. Erkekte impotans vardır; cinsel istek oldukça güçlüdür, ama yeterli ereksiyon sağlayamaz; ya da penetrasyondan önce, ya da penetrasyondan çok kısa süre sonra meni gelir. Glans ve sünnet derisi çevresinde iltihabi durum vardır. Sünnet derisinin altında herpetik döküntüler, kaşıntı ve yanma olur. Bu hasta, cinsel organlardaki kaşıntılı döküntülerden çok rahatsızlık çeker.
Prepusyum daralır ve geri çekilemez; iltihabi fimozis olur; prepusyumda kalınlaşma ya da daralma vardır. Eğer fimozis kendisi tedavi edilebilir bir soruna bağlıysa, iltihabi fimozis ilaçlarla iyileştirilebilir. Doğuştan fimozis ilaçlarla iyileştirilemez. Cinsel organlar hem hastaya hem de muayene eden hekime son derece kötü kokuludur. Hasta büyük olasılıkla çok temizsizdir; yıkanmaz ve cinsel organlarda doğal kir birikir. Dışkılama sırasında prostat sıvısı gelir.
Kadın cinsel organları altında kısırlık vardır. Menstrüel akışta düzensizlik vardır; en ufak bozulmadan baskılanan menstrüel akış vardır. Menstrüasyonla ilişkili kanamalar; uterin kanama; uzamış uterin kanama.
Bir düşükte, kadın düşük yaparken uygun olan ilaç olarak Belladonna’yı seçmiş olabilirsiniz ve o mevcut durumu gidermiş olabilir; ya da erken dönem için uygun olan Apis veya Sabina’yı seçmiş olabilirsiniz; bunlar o sırada kanamayı erteler ya da keser ya da fetüsün atılmasını hızlandırır; ama kanama yeniden başlar ve geri döndüğünde uzun süren sıkıntı başlar. Bu vakaların çoğunda, hastayı Sulphur üzerine alana kadar bir şey yapamayız.
Belirtiler maskelenmişse Sulphur çok yüksek bir yerde durur. Belladonna verildikten sonra onu sık sık Sulphur ile izlemek gerekir. Düşüklerde en şiddetli fışkırır tarzda kanaması olan Sabina’nın ardından da çok sık Sulphur gerekir. Bununla birlikte bu tür hemorajik durumlarda, yani uzamış, tekrarlayan kanamada; ilk ve en heyecanlı zamanda değil, ilk fışkırmanın zamanında değil, kronik bir durumda, çok sık endike olan iki ilaç vardır: Sulphur ve Psorinum.
Akış, olağan ilaçlara ve pelvise ilişkin belirti grubuna göre seçilmiş ilaçlara rağmen geri gelip durur. Çoğu zaman bir kanama vakasına gideriz ve pelvik belirtiler öne çıkmıştır, başka tüm belirtiler gölgelenmiştir; fışkıran bir akış vardır, kan sıcaktır vb.; ama yalnızca birkaç belirti vardır; bir dahaki görüşünüzde kadın daha sakindir ve başka belirtiler verebilir; birkaç gün daha geçince daha çok belirti ortaya çıkar; çünkü hemorajik durum kronik durumun bir sonucudur.
Bu, kızamığa benzemez. Kızamık, kızıl ya da çiçek bitene kadar kronik duruma bakmanız gerekmez; bunlar akut miasmlardır. Ama kanama onun konstitüsyonel durumunun bir parçasıdır; bir miasm değildir; bu yüzden şiddetli olduğunda bir ilaç gerektirir ve olasılıkla en iyi uyacak olanlar kısa etkili ilaçlar, örneğin Belladonna ya da hatta Aconite olacaktır; ama sonra konstitüsyonel duruma bakın, çünkü büyük olasılıkla Aconite ya da Belladonna’yı izleyecek bir ilaç gerekecektir ve bu da çoğu zaman Sulphur’dur; akut ilacın şiddetli eyleme uygun olması ve sonra tamamlayıcı ilacıyla izlenmesi gibi.
Sulphur gerektiren kadınlar, klimakterik dönemde görülen türden ateş basmalarıyla doludur; bu bakımdan Lachesis ve Sepia ile yarışır. Sulphur ve Sepia, genç kızlardaki ve hatta ileri yaştakilerdeki en şiddetli dismenore vakalarında uygundur.
Uzun zamandır, menstruasyonun başlangıcından beri süren en şiddetli vakalar; her zaman Sulphur gerektirmiş kadınlarda. Eğer ilacı yalnızca ağrının türüne, uterusun hassasiyetine, akışın görünümüne, yani pelvik belirtilere göre seçerseniz başarısız olursunuz. Hastayı tedavi etmelisiniz; pelvik belirtiler genellere uymasa bile; geneller uyduğunda Sulphur, onu pelvik belirtilere uyduramasanız bile dismenoreyi iyileştirir. Geneller her vakada daima önce gelir ve yönetir.
Sulphur’da vajinada şiddetli yanma vardır. Vulvada sıkıntı veren kaşıntı. Cinsel organlardan büyük ölçüde kötü koku. Cinsel organlar çevresinden, uylukların iç yüzlerinden aşağı ve karın üzerine doğru yayılan bol ve fötid terleme.
Kadın o kadar kötü kokuludur ki kokular kendisini bulandırır; ve bu genel durum gerçektir, hayal değildir. Kokulara aşırı duyarlılığı hatırlayın. Lökore bol, kötü kokulu, yanıcı, yapışkandır; beyazımsı ya da sarı olabilir; kötü kokulu, aşındırıcıdır; bölgede kaşıntı ve ekskoriasyon yapar.
Gebelik sırasında ya da yalnızca erken gebelik döneminde çok bulantı olur. Sulphur gerektiren kadınlarda bu bulantıyı durdurur; doğuma kolay girerler, uzamış ağrıları az olur; yalnızca kontraksiyonlarla ve bunlar da görece ağrısız biçimde doğum yaparlar. Bu gibi durumlarda tek ağrılar, çocuğun başının basıncından doğan ağrılar olur. Doğumun ağrılı olduğunu biliriz; ama kadın uygun bir ilaç üzerindeyse nispeten kolay geçer. O halde Sulphur, doğumda en korkunç acıları çekmiş kadınlarda; uzamış doğumda endikedir. Doğum sonrası ağrılar sıkıntı vericidir. Meme bezlerinin şişmesinde de uygundur.
Sonra septisemik durumlarımız vardır; irinli loşi ya da loşinin baskılanması ile. Üçüncü günde üşüme gelmiş, loşi baskılanmış, kadının ateşi yükselmiş ve baştan ayağa ter içinde kaldığı bir vakaya gidebilirsiniz. Elinizi örtülerin altına soktuğunuzda bedenden yükselen buharı hissedersiniz; elinizi çekmek istersiniz, o kadar sıcaktır. Kadın sersemlemiştir ve bütün karın üzerinde hassastır.
Artık loşinin baskılanmasının anlamını biliyorsunuz; elinizde bir lohusalık ateşi vardır. Aconite, Bryonia, Belladonna, Opium vb. arasında dolanmak yerine Sulphur’u dikkatle inceleyin. Bunlarla çoğu vakada tam bir başarısızlık yaşarsınız; ama Sulphur tam böyle bir duruma uyar ve birçok lohusalık ateşi vakasını iyileştirmiştir.
Eğer bu yalnızca süt ateşi ya da memeye ait hafif bir rahatsızlık ise ve üşüme yalnızca akutsa, o zaman kısa etkili ilaçlarınız çok iyi iş görecek ve hatta Aconite yararlı olacaktır; ama mesele septisemi ise Sulphur doğrudan köke gider. Ayaklar yanıyorsa, midede açlık hissi varsa, gece kötüleşmesiyle birlikte çökme ve bitkinlik varsa ve bütün beden boyunca birbiri ardınca yükselen buhar hissi ya da ateş basmaları varsa, Sulphur vermelisiniz.
Şimdi öte yandan, böyle bir vakada, sıcak ter ve öteki genel özelliklerle birlikte, birbirini hızla izleyen rijorlar varsa ve bunların sonu gelmiyorsa, o vakadan Lycopodium olmadan çıkamazsınız; çünkü o da vakaya Sulphur kadar derin gider. Beden boyunca sürekli birbirine karışan küçük üşümeler ve küçük titremeler varsa ve nabzın sıcaklıkla ilişkisi bozulmuşsa, Pyrogen verilmelidir. Bedende morumsu bir görünüm, her yerde soğuk ter, remittan ya da intermittan üşümeler; üşüme sırasında susuzluk ama başka zaman susuzluk olmaması ve üşüme sırasında yüzün kızarması varsa, başka hiçbir ilaç buna tam benzemediği için Ferrum vermelisiniz.
Bedenin bir tarafı sıcak, öteki tarafı soğuksa ve kadını ağlamaklı, korkudan titrer, sinirsel heyecan ve huzursuzluk içinde buluyorsanız, septik durumu da yenmeye yeterli olan Pulsatilla’yı verin.
Sulphur, cerrahi ateşte bu ateş basmaları ve buharlı terleme biçimini aldığında uygundur. Bu derin yerleşimli septik durumlarda, başlangıçtan sona kadar bir yerde, büyük olasılıkla Sulphur istenecektir. Septik durumun daha erken evrelerinde birtakım Bryonia belirtileri görebilirsiniz; ama Bryonia bu vakayı ele alamaz. Septik durumda ilk yirmi dört saatte onun önüne geçmek istediğinizi unutmayın; vakayı süründürmek istemezsiniz; Bryonia başlangıçta yalnızca hafifletmişse, Sulphur için artık geç kalınmıştır.
Hemen Sulphur’a gidin. Bir şey daha var: Diyelim ki Sulphur vermekte hata yaptınız ve vakanın üzerinde etkili olmadığını gördünüz; yine de her zaman vakayı sadeleştirir, iyi gelir ve asla bozmaz. Başlamak için iyi bir zemin sağlar. En derine gider ve meseleyi basitleştirir; eğer geride yine de zihinsel ve sinirsel belirtiler kalmışsa, en azından hemen karşılanması gereken o şiddetli septik durumu yenmiş olursunuz; geri kalan belirtiler birçok durumda basittir. Başka bir ilaç için belirtilerin tam açık olmadığı vakalarda Sulphur, başlangıç için genel bir ilaçtır.
Solunum
Bu ilaç, zor solunumla doludur; çok az efordan sonra nefes darlığı, bol terleme, aşırı bitkinlik; astımatik solunum ve göğüste çok hırıltı vardır.
Her “üşütme” ya göğse ya da buruna yerleşir. Her iki durumda da bu nezlevi durum uzar, uzun sürer; sanki hiç bitmez, hep nezlevi durum olarak kalır.
“Her geçirdiği soğuk algınlığı astımla sonlanır” durumu Dulcamara’yı gerektirir; ama çok sık, nöbetin kuyruğu sürer ve hekim derin etkili bir ilaç vermek zorunda kalır. Dulcamara yapabileceğini yaptıktan sonra, tamamlayıcı ilaç olarak Sulphur devreye girer. Calcarea carb.’ın da Dulcamara ile benzer bir ilişkisi vardır.
Burun, göğsün içi ve akciğerler bize çok sıkıntının yerini verir. Hasta pnömoni geçirmiş ve infiltrasyon dönemine girmiştir; siz vakayı Bryonia tehlikeli özellikleri bastırdıktan sonraki bu ileri evrede ele almışsınızdır; şimdi hasta toparlanması gerekirken toparlanamaz; baştan ayağa ter içindedir, yorgundur ve tuhaf, özel bir bilinçle şöyle der: “İçeride bir terslik var; içeride bir ağırlık var; nefes almak zor; ateş basmaları var ama çok ateş yok; bazen soğukluk, bazen ateş basmaları.” Onların şöyle dediğini sık sık duydum:
“Orada büyük bir ağırlık var doktor. Onu atamıyorum.”
Yakından incelerseniz hepatizasyon olduğunu görürsünüz; işte şimdi Phosphorus, Lycopodium ve Sulphur gibi ilaçların zamanı gelmiştir ve bunların başında Sulphur gelir.
Bryonia ilk belirtiler için yeterli olmuşsa ya da Aconite bunları temizlemişse, ama yine de bunların gideremeyeceği kadar şey kalmışsa, hepatizasyon gelişir. Bu yalnızca küçük bir alanla sınırlıysa oldukça kronik bir seyir sürdürür; ama Sulphur bunu temizler. Bununla birlikte, eğer çift taraflı pnömoni varsa ya da hepatizasyon akciğerin büyük bir bölümünü tutuyorsa ve verilen ilaç yeterli olmamışsa ve vaka ölümcül sonuca doğru gidiyorsa, birdenbire gecenin birinde, ikisinde ya da üçünde hastanın çökmeye başladığını görebilirsiniz; burnu sivrilir, dudakları çekilir, hipokratik bir görünüm alır, soğuk terle kaplanır; bedeninin hiçbir kısmını hareket ettirecek gücü yoktur; yalnızca başını biraz huzursuzca oynatır.
Eğer hemen çağrılmaz ve ona bir doz Arsenicum verilmezse ölecektir. Arsenicum’u verirsiniz ve iyi yapmış olursunuz; ama Arsenicum’un iltihabın sonuçlarını giderme gücü yoktur. O hepatize akciğeri iyileştiremese de yaşamsal bir uyarıcı gibi davranır; hastayı ısıtır ve iyileşeceğini hissettirir; ama şunu bilin: Arsenicum’un ardından doğru ilaçla gitmezseniz yirmi dört saat içinde ölecektir.
Bu vakalarda ilacınızı çok bekletmemelisiniz. Toparlanır toparlanmaz ve reaksiyon en yüksek noktasına ulaşır ulaşmaz, ona Arsenicum’un antidotu ve doğal takipçisi olan Sulphur’u verin; yirmi dört saat içinde hasta şöyle diyecektir:
“İyileşiyorum.”
Bugün var olduğunuz kadar kesindir ki tam olarak bunu yapacaktır. Bazen açıkça Phosphorus’un Arsenicum’u izleyen ilaç olması gerektiğini de görürsünüz. Eğer böyle bir hasta, Arsenicum altında toparlanırken ateşe girerse, sıcak ateş ve yakıcı susuzluk başlar ve buz gibi suya doyamazsa, onu Phosphorus ile izlemelisiniz; bu durumda Sulphur’un ötekinde yaptığını o yapacaktır.
Bu vakaları kendi pratiğinizde görmeyeceksiniz; çünkü vakalarınızın bu hale gelmesine izin vermezsiniz; eğer böyle vakalar o durumda doğru reçete edildiğinde yaşamaya yetecek güce sahipse, o zaman vakanın bütün doğasını en başında dağıtmanıza da yetecek güce sahiptir.
Ama yalnızca sınırlı hepatizasyonu olan ve ayağa kalkıp dolaşacak kadar kendini iyi hisseden hastaya geri dönelim. Uzayan bir öksürüğü vardır; altı ay ya da bir yıl sonra şöyle der:
“Doktor, göğüs hastalığı nöbeti geçirdiğimden beri hiç düzelmedim.
Doktor bunun pnömoni olduğunu söylemişti.”
Size paslı balgamdan ve pnömoniye ait başka küçük şeylerden söz edebilir; bilmeniz gereken tek şey budur. O nöbetten beri kronik bir öksürüğü vardır ve şimdi üşümeleri oluyordur.
Tüberküloz değil, ama doğanın temizleyemediği hepatizasyon kalıntıları olan fibrinöz infiltrasyon vardır. Bunun sürmesine izin verilirse katarral ftizise, astımlı kronik bronşite ve çeşitli başka rahatsızlıklara gidecektir; sonunda bunlardan ölecektir. Sulphur çok sık onun bütün belirtilerine uyar; özellikle de hastalığı sırasında zamanında uygun şekilde temizlenmeyen akciğerleri temizleme yeteneğine sahiptir.
Sulphur bronşiti iyileştirir. Belirtiler uyduğunda astımlı bronşiti iyileştirir. Sulphur’un bütün beden çerçevesini sarsan çok şiddetli bir öksürüğü vardır; sanki başı kopacak gibidir; öksürürken baş ağrısı olur; baş öksürükle sarsılır. Sonra balgamla kan gelir; akciğer kanaması olur; bütün bu tehdit edici ftizis vakalarında, henüz çok fazla tüberkül birikimi yokken, yalnızca tüberküloz birikimin başlangıcında.
Düşük, çökmüş konstitüsyon; kalıtsal ftizisi olan aşırı zayıf kişiler; midede o tam boşalmış gibi açlık hissi, başın tepesinde sıcaklık ve yatak sıcaklığından huzursuzluk.
Bu vakalar, bedende bol döküntü çıksaydı daha iyi olurdu; ama gerçekte deride döküntü yoktur; rahatlama yoktur; her şey iç organlarında olup bitmektedir ve hasta yavaş yavaş çökmektedir.
Sulphur bu gibi durumlarda hastayı ftizik durumundan çıkarır ve sağlığına döndürür; ya da eğer bunun için çok kötüyse, en azından yıllarca sıkıntılarından koruyabilir. İlerlemiş ftizis durumunda ona dikkat edin. Böyle bir durumda uygulanışı hakkında yeterince şey söylenmiştir. Süpürasyonu artırır ve tüberkül bulunan her yerde küçük pnömoniler başlatır; bunları irinleşerek dışarı atma eğilimi vardır. İşlevini sürdüremeyecek her hücre Sulphur ile dökülüp ayrılacaktır.
Sırt ve Ekstremiteler
Sulphur’da sırta ilişkin çarpıcı şey, oturduğu yerden kalkınca belinde ağrı olması, bunun onu eğri yürümeye zorlaması ve ancak hareket ettikten sonra yavaş yavaş doğrulabilmesidir. Ağrı esas olarak lumbosakral bölgededir.
Ekstremiteler döküntülerle kaplıdır. Ellerinin sırtında ve parmak aralarında, bazen de avuçlarda döküntüler; kaşınan veziküler ve skuamlı döküntüler; püstüller, çıbanlar ve küçük apseler; burada orada düzensiz erizipelatöz yamalar; deride kirli bir görünüm.
Deri
Yatak sıcaklığından deride kaşıntı.
Eklemlerde büyüme. Romatizmal durumlar; eklemlerde büyük sertlik; diz çukurunda gerginlik; tendonlarda romatizmal ve gutlu karakterde gerginlik. Bacaklarda ve ayak tabanlarında kramplar. Yatakta ayak tabanlarında yanma; soğutmak için ayaklarını yataktan dışarı çıkarır; tabanlar kramp girer, yanar ve kaşınır.
Bazen tabanların soğuk, sonra yeniden yanar halde olduğunu bulursunuz ve bu durumlar birbiriyle dönüşümlüdür. Ekstremitelerde soğuklukla birlikte bedensel sıkıntı vardır; ama yatağa girdikten sonra o kadar yanarlar ki onları dışarı çıkarmak zorunda kalır. Neredeyse sürekli kurbanı olduğu ve çok çektiği nasırlar, yatak sıcaklığında yanar ve batar.
Sulphur hastasının derisi kolayca ülserleşir ve süpüre olur; derinin altındaki bir kıymık ülserleşmeye yol açar; yaralar yavaş iyileşir ve iltihaplanır. Hepar’daki gibi iğnenin en küçük batması bile iltihaplanır.
Sulphur’un döküntüleri saymakla bitmez. Her türdendirler; fakat hepsinde birkaç karakteristik özellik vardır: yanma, batma, kaşıntı ve yatak sıcaklığından kötüleşme.
Deri pürtüklü ve sağlıksızdır. Yüzde çok sayıda “siyah nokta”, akne, sivilce ve püstül vardır. Sulphur, bedenin her yerinde çıbanlar ve apseler, skuamlı döküntüler, veziküler döküntüler vb. ile doludur.
Bunların hepsi Sulphur’da vardır ve hepsi yanar ve batar.